Oyhan Hasan 的个人资料ÖYKÜ DEFTERİ照片日志列表 工具 帮助

日志


6月29日

KÜÇÜK ADAMLAR

Bekir Ağa, toprak adamı. Konya düzlüğünden bu tarafa taşınınca, çoklarının yaptığı gibi davranmadı. Toprakla uğraştı, didindi, durdu. Varlıklıydı. Ele güne muhtaç değildi. Kapısın da karakullukçular çalıştırır fakat ufak tefek işlerini kendisi görürdü. Pek kahveye çıkmaz, boş zamanlarını evinin geniş bahçesinde değerlendirirdi. Bugün de öyle yaptı. Çapasını, bel küreğini, el tırmığını aldı, bahçeye indi. Ocak sonu. Hava sıcak. Yazdan kalma günler, geri geldi. Eriklere, bademlere çiçek düştü. Toprak, uyanıyor. Bu uyanıştan faydalanmalı, erken de olsa, soğan, sarımsak, bakla tarhlarını hazırlamalı.

Bekir Ağa, boyunca şahlanan kurt köpeğine kızdı, çıkıştı.

- “Höst, edepsiz!”dedi.

Kurt, pustu. Bekir Ağa yürüdü. Bahçenin alt başına gitti. Burası ağaçlardan uzaktı. Güneş ışıklarına da oldukça açıktı. Bel küreğine bastı, toprağın tavlı olduğunu gördü. Kendisini, işine verdi, tarhları hazırladı. Derip toparladığı ot artıklarını, bahçesinin ön cephesinden geçen dereye attı. Suya düşen otlar yayıldı. Az sonra da suyun deli burgaçlarına kapılıp uzaklaştılar.

Bekir Ağa döndü, acıkan kurduna yalını verdi. Kiracısının küçük oğluna seslendi:

- “Ülen Muharrem, az bak!” dedi. “Acık uzakta oynayın gayrı.”

- “Nedenmiş?”

- “Nedeni: Bahçe ekilecek. Tohumları çiğnerseniz, çıkmaz da.”

- “Olur! Yalnız, çaya girdiğimizde babama söylemeyeceksin değil mi?”

- “Düşünelim.”

- “Düşünelim, olmaz. Açık söyle.”

- “Peki, söylemem.”

- “O zaman, biz de oynamayız.”

Tam bu sırada, Muharrem’in arkadaşları olan üç beş çocuk daha bahçeye girdiler. Hepsi ateş parçası. Deli danalar gibi, bahçeyi bir uçtan diğerine arşınladılar.

Bekir Ağa kızdı, parladı.

- “Gidinin veletleri! Şimdi ben, size sorarım.”

Büyükçelerinin üzerine gitti, yakalamaya çalıştı. Aklınca onun kulağını çekecek, diğerlerine gözdağı verecekti. Fatih bu! Yakalanır mı? Çocuklar, aralarına Muharrem’i de alarak, aynı hızla bahçeden çıktılar, köprüyü bırakıp dereden geçerek, asfaltı aşıp, karşıdaki okulun avlusuna gir diler. Teneffüse çıkmış olan öğrencilere karıştılar. Anacık babacık, gürültü kıyamet oynadılar.

Tohumlar döşendi, güverler toprağa sıralandı.

Günler, günleri kovaladı. Bir sabah, tarhları dolaşan Bekir Ağa sevindi. Toprak, gerçekten uyanmış, bağrına gömüleni, açığa çıkarmıştı. Üç beş soğan, sarımsak, toprağın kaymağını delmiş, güneş ışıklarını emmeye başlamış lardı. Bekir Ağa keyiflendi. Çarşıya çıkmak için hazırlandı. Köprüyü geçiyordu. Duyduğu seslere kulak kabarttı. Besbelli Muharrem’ler dereye inmişler; yine suya girmişlerdi. Bekledi. Gizlenme duygusu gelişmemiş küçük İs mail, yarı beline kadar ıslanmış, köprünün altından çıktı, göründü. Onu, diğerleri izledi. Kağıttan kayıkların peşine takılmışlar, bağıra çağıra hayâllerinin okyanusuna dalmışlardı.

Bekir Ağa, sarı bıyıklarını burdu, kıpış gözlerini kıstı. Hiç ses etmedi. Vardı, okul avlusuna girdi. Doğruca idare binasına çıktı. Muharrem’in babası Mehmet Bey’le birlikte geri döndüler. Dere yatağına indiler, çocukları kıs kıvrak yakaladılar. Kağıttan kayıklar, kendi başlarına kaldı. Çocuklar, kapana kısmış olmanın, çaresizliğin telâşını yaşamaya başladılar. Kurtuluş için, tutunacak dal aradılar. Bulamadılar. Çaresiz, teslim oldular.

İlk tokat, Muharrem’in suratında patladı. O, iki gözü, iki çeşme hem ağlıyor, hem bağırıyordu.

- “Müzevirci seni! Sen söyledin, değil mi?”

Atılan tokatlardan nasibini alanlar, tek sıra, paçalarından sular aka aka, evlerinin yolunu tuttular. Analarının sıcak kucağına atıldılar. Az sonra değişmiş, her şeyi unut muş bir halde, yeniden caddeye çıktılar. Bekir Ağa’yı aradılar, bulamadılar.

Fatih, çocukları başına topladı.

- “Muharrem,” dedi, “kamyonun duruyor mu?”

- “Duruyor!”

- “Hadi getir de, oynayalım.”

- “Olur!”

Muharrem bir koşuda denileni yaptı, kamyonunu aldı, geldi. İsmail de küreklerini, çapasını, kazmasını getirdi.

Orkun:

- “Pazarcılık oynayalım,” dedi.

- “Ne satacağız?”

- “Çaydan kum çekelim.”

- “Olmaz!”

- “Neden?”

- “Babam kızıyor. Hem de fena dövüyor.”

Fatih’in küçük kardeşi atıldı.

- “Sebze satalım.”

- “Nerden bulacağız?”

- “Bekir Ağa’nın var ya! Oradan alırız!”

- “Vermez.”

- “Görmeden yolarız.”

- “Tamam!”

- “Haydi!”

- “Aman görmesinler!”

- “Yavaş olalım!”

- “Fakat birimiz gözcü olsun.”

- “Ben olurum.”

- “Olur!”

Gözcü hariç, bütün çocuklar, usul usul, gizlene saklana, Bekir Ağa’nın bahçesine doldular. Soğanın, sarımsağın yeşiline yasıldılar. Yolup yığdılar, kamyonun yükünü denk ettiler. Sıra, mallarına Pazar bulmaya geldi. Törenle bahçeden çıktılar, Fatih’lerin avluya girdiler. İkinci kata çıkan açık merdiveni, üçer beşer geçtiler.

İlkin, kurdun ulumasına pek anlam veremeyen Bekir Ağa, ulumaların ardı kesilmeyince, dışarı çıktı. Baktı, çocuklardan birinin gocuğu bahçede duruyor. İrkildi, ikirciklendi. Sağa sola baktı, bir şey göremedi. Gocuğu aldı, yan tarafa geçti. Seslendi:

- “Komşu hu!”

Evde kimse yoktu. Çocuklar korktu. Küçük İsmail, herkesten önce dışarı çıktı. Amacı, olanı biteni Bekir Ağa’ya anlatmak, girdikleri bu açmazdan yakasını kurtarmaktı. Gocuğu görünce, ilk düşüncesinden vazgeçti. Yarım yama lak:

- “Fatih’in o!” dedi, “nerden buldun?”

- “Bahçeden!”

- “Biz oraya girmedik ki.”

- “Rüzgâr uçurmuştur.”

Konuşmanın ortasında İzzet Bey çıkageldi.

- “Ne var, komşu?” dedi. “Bizimkilere seslendiğini duydum.”

- “Gocuk buldum da.”

- “Bakayım hele.”

- “İşte!”

- “Bizim Kurtuluş’un olacak...”

Derken, tökezlendi. Ayağına takılan kamyonu gördü. Öfkelendi. Yaklaşan tatsızlıktan korktu. Yüklenmiş olan kamyon, şoförlerini bekliyordu. Bekir Ağa, az kaldı küçük dilini yutacaktı. Yükünü sarıp sarmalamış kamyonu o da görmüştü. Gocuğu fırlatıp attı. Dövündü:

- “Vay geldi, başımıza!” dedi.

Koştu, tarhlara gitti. Hemen her şey yolunmuş, bahçe ansızın gelen sonbahara yakalanmıştı. Çocuklar yeşilin elifini almışlar, dallarını kurutmuşlardı. Kan beynine sıçradı, burnundan öfke damladı. Aniden, takınacağı tavrı hesapladı. Bağırıp çağırsa, ne yazar? Canım yeşili diriltmek mümkün mü? Adım seslerine döndü. İzzet Bey’le burun buruna geldi. Arkadan, Mehmet Bey ve arkadaşlarından bazıları da sökün ettiler.

Mehmet Bey sordu:

- “Bu ne hal, komşu?”

- “Ne olacak? Boşboğazlığımızın ceremesi olmalı.”

- “Bizimkilerin işi değil mi?”

- “Gocuklarını şurda buldum.”

İzzet Bey, atıldı.

- “O da bir şey mi? Bizim orda kamyon yüklenmiş bekliyor.”

- “Hem de ne kamyon!”

Döndüler, yan tarafa geçtiler. Kurt, kalabalığın arkasından havladı. Çocuklar kapıyı sürgüledi. İzzet Bey, olanca gücüyle yüklendi, açılmadı. İçerde bağırıp çağırmalar, ağlayıp sızlamalar...

Bir vakit sonra kapı açıldı. Önde Fatih, bütün çocuklar saygılı, dışarı çıktılar.

İzzet Bey sordu.

- “Ne oluyor çocuklar?”

- “Hiç! Yemek yedik de...”

- “Peki kamyon?”

- “İstanbul’a mal sardık. Şimdi götüreceğiz.”

Bekir Ağa, çocukların önüne geçti. Onları, babalarına karşı korudu. Çocuklar, Bekir Ağa’nın arkası sıra, sağa sola kaçıştılar.

- “Benim hatırım için, çocukları bu defa bağışlayın.”

- “Peki, ya zararın?”

- “Zarara bakan kim? Yalnız üç kuruşluk keyfimden oldum.”

- “Ne keyfi?”

 “Yoğurtla sarımsak yiyecektim! İştahımız az gecik ti. Bereket kamyona yetişebildik. Malları ben alayım. Yolucu parası vermemiş olurum. Olur mu?”

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ

评论

请稍候...
很抱歉,您输入的评论太长。请缩短您的评论。
您没有输入任何内容,请重试。
很抱歉,我们当前无法添加您的评论。请稍后重试。
若要添加评论,需要您的家长授予您相应权限。请求权限
您的家长禁用了评论功能。
很抱歉,我们当前无法删除您的评论。请稍后重试。
您已超过了一天之内允许提供的评论数上限。请在 24 小时后重试。
因为我们的系统表明您可能在向其他用户提供垃圾评论,您的帐户已禁用了评论功能。如果您认为我们错误地禁用了您的帐户,请联系 Windows Live 支持部门
完成下面的安全检查,您提供评论的过程才能完成。
您在安全检查中键入的字符必须与图片或音频中的字符一致。

若要添加评论,请使用您的 Windows Live ID 登录(如果您使用过 Hotmail、Messenger 或 Xbox LIVE,您就拥有 Windows Live ID)。登录


还没有 Windows Live ID 吗?请注册

引用通告

此日志的引用通告 URL 是:
http://oyhanhasan.spaces.live.com/blog/cns!EEB2A7E9DC49A00A!184.trak
引用此项的网络日志